Aleyna Solaker, çocuk yaşlarda başlayan oyunculuk yolculuğunu farklı karakterlerle zenginleştiriyor. Kanal D’de yayımlanan, NGM imzalı “Güller ve Günahlar” dizisinde Azra karakterini canlandıran oyuncu, MAG’ın Kasım sayısına konuk oldu. Solaker, oyunculuk deneyiminden aile bağlarına, kadınların mücadelesinden aşk ve evlilik hazırlıklarına kadar hayatına dair açıklamalarda bulundu.
Oyunculuk fikrinin çocukluğundan beri kendisine ait bir hayal olduğunu söyleyen Solaker, babasının gazeteci olması sayesinde medya dünyasını küçük yaşlarda tanıdığını anlattı. Babası onu tiyatroya ve setlere götürdü; Solaker de bu ortamları gördükçe oyunculuğa ilgi duymaya başladı. Ailesinin desteğini her zaman hissettiğini belirten oyuncu, mesleği seçme isteğinin kendisinden geldiğini vurguladı.

Solaker, okul yıllıklarında arkadaşlarının kendisi için “Umarım oyuncu olursun, bunu çok istiyorsun.” diye yazdığını yıllar sonra görmenin kendisini mutlu ettiğini söyledi. Annesinin oyunculuk eğitimi almasını önemsediğini, kendisinin de tiyatro eğitimi aldığını belirtti.
Çocuk yaşta kamera karşısına geçtiğinde set deneyimini daha çok oyun gibi algıladığını anlatan Solaker, çekimlerden sonra arkadaşlarına ve çocukluk hayatına döndüğünü söyledi. Setlerin o dönem hayatının küçük bir parçası olduğunu ve yaşıtlarıyla ilişkilerini belirgin biçimde etkilemediğini ifade etti.
Ailesini sevgi dolu ve birbirine bağlı olarak tanımlayan oyuncu, babasının kendisine çok düşkün olduğunu, annesiyle arkadaş gibi olduklarını ve abisiyle arasının iyi olduğunu anlattı. Ailecek vakit geçirmenin kendisi için önemli olduğunu söyleyen Solaker, annesiyle her şeyini konuşabildiğini ve ailesinin yanında kendisini huzurlu ve güvende hissettiğini belirtti.
Bir projeyi kabul ederken kendisi için en önemli unsurun senaryo olduğunu söyleyen Solaker, yalnızca karakterin ilk hâline değil, hikâye içindeki yolculuğuna da odaklandığını belirtti. Karakterin nasıl gelişeceğini ve anlatının nereye varacağını merak etmenin onu role bağladığını ifade etti.
Solaker, “Güller ve Günahlar” dizisindeki Azra’nın daha önce canlandırdığı karakterlerden farklı olduğunu, karakterin dışarıdan görünen hayatıyla içinde yaşadıkları arasındaki karşıtlığın ilgisini çektiğini söyledi. Bir karaktere hazırlanırken oyuncu koçuyla çalıştığını; karakterin geçmişini, davranışlarının nedenlerini ve yaşadıklarının bugünkü hâlini nasıl etkilediğini konuştuklarını anlattı. Yönetmenle sette ortak bir dil kurduğunda karaktere daha rahat teslim olduğunu da sözlerine ekledi.
Azra’nın hikâyesinde dışarıdan görünenle gerçekte yaşananların aynı olmayabileceğine dikkat çeken Solaker, karakterin eşi Cihan’ın dışarıdan iyi ve sevgi dolu görünmesine rağmen Azra’nın psikolojik şiddet yaşadığını belirtti. Bu nedenle bir insanı ya da ilişkiyi yalnızca dışarıdan görünenlere bakarak değerlendirmemek gerektiğini söyledi.
Azra’nın yaşadıklarına rağmen iyi kalmaya çalışmasının kendisini etkilediğini anlatan oyuncu, karakterin sade hayatını, küçük şeylerle mutlu olabilmesini ve bebeği için verdiği mücadeleyi önemsediğini ifade etti. Hikâyenin ilerleyen bölümlerinde Azra’nın güçlenmesini istediğini de ekledi.
Kadınların daha fazla imkâna sahip olmasını, güçlenmesini ve bilinçlenmesini istediğini söyleyen Solaker, güçlü kadın karakterleri canlandırmanın kendisi için özel bir anlam taşıdığını belirtti. Azra’yı oynamaya başladıktan sonra benzer deneyimler yaşadığını söyleyen kadınlardan mesajlar aldığını aktaran oyuncu, bu hikâyelerin izleyicide karşılık bulmasını ve bazı kadınların yaşadıkları üzerine düşünmesine yardımcı olmasını anlamlı bulduğunu söyledi.
Kariyerinde zorlandığı dönemler olduğunu belirten Solaker, her deneyim için “iyi ki yaşamışım” diyemese de yaşadıklarından ders çıkarmaya çalıştığını anlattı. Zor zamanlarda öğrendiği şeylerden birinin her şeyin hemen çözülmesini beklememek olduğunu söyledi.
Kariyerinin başındaki hâliyle karşılaşsa ona daha sabırlı olmasını, çalışmaya ve hayal kurmaya devam etmesini söyleyeceğini belirten oyuncu, çocukluğundan beri hayalini kurduğu pek çok anı zaman içinde yaşadığını ifade etti.
Yıllar içinde başkalarına yaklaşımının değiştiğini söyleyen Solaker, geçmişte herkesin sorununa kendi meselesi gibi koştuğunu ve çoğu zaman kendisinden verdiğini anlattı. “Başkalarına değer vermek benim için hâlâ önemli; ama bunu yaparken kendi ihtiyaçlarımı da görmem gerektiğini zamanla anladım.” diyen oyuncu, artık önce kendisini düşünmeyi ve ihtiyaçlarını fark etmeyi öğrenmeye çalıştığını belirtti.
Solaker’in kariyerinde özel bir yere sahip olan projelerden biri de “Kırgın Çiçekler”. Dizide birlikte çalıştığı altı genç kadınla güzel anılar biriktirdiğini söyleyen oyuncu, sette birbirlerine destek olduklarını ve sevinçlerini birlikte yaşadıklarını anlattı.
Uzun süre birlikte çalışmanın ekip arkadaşlarını sette bir aileye dönüştürdüğünü belirten Solaker, projeyi bugün de gülümseyerek hatırlamasının nedeninin aralarında kurdukları yakınlık ve dayanışma olduğunu söyledi.
Bir ilişkide güvenin zamanla oluştuğunu düşünen Solaker, insanları kolay güvenen biri olmadığını belirtti. Karşısındaki kişiyi tanıdıkça, davranışlarını gördükçe ve hayatıyla ne kadar uyumlu olduğunu anladıkça güven duygusunun şekillendiğini söyledi.
Aşkın güzel olmasının tek bir mevsime bağlı olmadığını belirten oyuncu, “Her ayda, her mevsimde aşk güzeldir.” dedi. Aşkın insanın hem kendisini hem de karşısındaki kişiyi daha iyi tanımasına yardımcı olabileceğini söyleyen Solaker, ilişkide güvenin yanı sıra iyi arkadaşlığın da önemli olduğunu vurguladı. İlk heyecanın ardından sevgi ve bağlılığın devam etmesini değerli bulduğunu ifade etti.
Sekiz yıldır birlikte olduğu Berk’ten evlilik teklifi alan Solaker, teklifin Fethiye’de gerçekleşmesini beklemediğini söyledi. Yoğun set temposu nedeniyle bir arkadaşlarının otel açılışına katılıp katılamayacağının son ana kadar belli olmadığını anlatan oyuncu, seyahate gideceği kesinleşince Berk’in yüzüğü “ne olur ne olmaz” diyerek yanına aldığını aktardı.
Teklifi yaza bırakmak istemeyen Berk’in Fethiye’de plan yaptığını söyleyen Solaker, “Tam beklemeye başlamışken hiç beklemediğim bir anda olması, o anı benim için daha da güzel yaptı.” dedi.
Düğün konusunda henüz kesin bir planlarının olmadığını belirten oyuncu, yoğun iş temposu nedeniyle hazırlıklara yeni yeni bakmaya başladıklarını söyledi. Gelinlik için aklında tek bir model olmadığını, farklı seçenekleri deneyerek içine sineni bulmak istediğini anlattı. Düğünle ilgili en büyük isteğinin herkesin eğlenmesi ve keyif alması olduğunu ifade etti.
Önemli kararlarını geçmişte daha çok duygularıyla aldığını söyleyen Solaker, büyüdükçe mantığıyla ilerlemeye daha fazla çalıştığını belirtti. Duygularını yok saymadan, kararlarının sonuçlarını da düşünmeye gayret ettiğini ve önemli kararlar öncesinde kendisine düşünme payı bırakmanın iyi geldiğini anlattı.
Yoğun set temposunun ardından evde vakit geçirerek dinlendiğini söyleyen oyuncu, yemek yapmanın kendisine iyi geldiğini ve bazen bütün gününü mutfakta geçirdiğini belirtti. Annesinden tarifler alarak yeni şeyler denemekten keyif aldığını ifade etti. İş sorumluluğu olmadığı bir haftada hafta içini evde ve mutfakta geçirebileceğini, hafta sonu sevdikleriyle akşam yemeklerine çıkmak istediğini söyledi. Pazar gününü ise “Pazar günü pazar gibi yaşanmalı: Battaniyenin altından hiç çıkmadan dinlenmek isterdim.” sözleriyle anlattı.
Müzik tercihinin o anki ruh hâline göre değiştiğini belirten Solaker, Manifest’i çok sevdiğini, ancak yabancı müziklerden de farklı şarkılar dinlediğini söyledi.
Mesleki hayatında ilerlemeyi, daha fazla projede yer almayı ve yeni başarılar elde etmeyi istediğini anlatan oyuncu, kişisel hayatında da sevdikleriyle mutlu ve huzurlu bir dönem dilediğini belirtti. “Daha çok hayalim ve gerçekleştirmek istediğim şey var.” diyen Solaker, hedefleri için çalışmaya devam ettiğini söyledi.
Sürpriz Etkinliklerle Kahramanmaraş’ta Sanat Zamanı