19 Şubat 2026 Perşembe
1969 yılında San Francisco Ocean Avenue’da denim ve plak satarak yola çıkan Gap, bugün denim kültürünün global adresi olarak köklü mirasını modern stil kodlarıyla buluşturuyor.
Markanın ikonik geçmişinden ilham alan denim koleksiyonu; en cool siluetleri bir araya getirerek her yaşa ve her stile hitap eden güçlü, kapsayıcı ve zamansız bir denim dünyası sunuyor.

Jean pantolonlardan denim ceketlere, salopetlerden tulumlara, denim bluzlardan gömlek, elbise ve eteklere uzanan geniş ürün yelpazesiyle Gap, denim stilini tek bir kategoriyle sınırlamadan baştan sona bir gardırop deneyimine dönüştürüyor. Kadın, erkek, çocuk ve bebek koleksiyonlarında sunulan bu bütünsel yaklaşım, denimi aile boyu paylaşılan bir stil dili haline getiriyor.
Koleksiyonun merkezinde yer alan farklı kesimler ve modern formlar; gündelik kombinlerden şehirli görünümlere uzanan çok yönlü kullanım imkânı yaratırken, Gap denim anlayışını tek bir stile bağlı kalmadan her gardıropta kendine yer bulan, uzun ömürlü ve zamansız parçalar üzerine kuruyor.
Kadın ve erkek koleksiyonlarında beden alternatiflerine ek olarak sunulan farklı paça boyu seçenekleri ise denimi daha kişisel bir deneyime taşıyor. Bu detay, Gap’in kapsayıcı tasarım yaklaşımını yansıtırken herkesin kendi ideal fit’ini keşfetmesine olanak tanıyor.
Denim kültüründen gelen güçlü mirasını bugünün stil anlayışıyla yeniden yorumlayan Gap, yeni sezon koleksiyonunda konforu, çeşitliliği ve modern siluetleri bir araya getirerek denim dünyasına taze ve dinamik bir bakış kazandırıyor.
#GapDenim, tüm Gap mağazalarında ve gap.com.tr’de.
AMI Paris İlkbahar–Yaz 26 sezon stillerine, köklerinden ilham alarak Parizyen yaşamın romantik ritmini yansıtıyor. Fotoğrafçı Anthony Seklaoui tarafından çekilen yeni kampanya; rafine terzilik anlayışı ile rahat sokak stilini bir araya getiriyor.
Kampanyada göze çarpan estetik yaklaşım, Ami Paris’nin DNA’sına sadık kalarak günlük anları filtresiz bir gerçekçilikle yansıtıyor. Bu gerçekçi bağ hissi; profesyonel modellerle birlikte, sokak seçkisi karakterlerin yer aldığı çeşitli bir kadroyla güçleniyor. Şehrin dinamik temposu bilinçli hareket flürleriyle vurgulanırken, gün batımının sıcak altın tonlarındaki ışığı görüntülere yumuşak ve sinematik bir atmosfer kazandırıyor.
Kurucu ve Kreatif Direktör Alexandre Mattiussi imzası taşıyan koleksiyon, sezona özgü yeni bir renk hikâyesi sunuyor. Renk paletinin temelini; takım elbise ve dış giyimde öne çıkan yumuşak adaçayı yeşili oluştururken, katmanlı kombinlere hafiflik katan pastel sarı tonları eşlik ediyor.
Öne çıkan silüetler arasında kruvaze blazer ceketler, teknik rüzgârlıklar ve fonksiyonel overjacket’lar yer alıyor. Terzilik odağı; baklava desenli trikolar, geniş paça denim pantolonlar ve nötr tonlu şortlar gibi casual parçalarla dengeleniyor. Görünümler, Ami de Coeur logolu sportif çoraplarla tamamlanan Carrousel çanta ve Mirage sneaker gibi ikonik aksesuarlarla bütünleniyor.
AMI Paris ilkbahar-yaz koleksiyonu, AMI Paris İstinyePark butik, Beymen mağazaları ve Beymen.com’da satışta.
Marks & Spencer, yeni sezon koleksiyonunda denim parçaları farklı karakterlere uyum sağlayan üst giyim alternatifleriyle buluşturarak gardıroplara fonksiyonel ve zamansız bir yaklaşım kazandırıyor.
Modern siluetler, yumuşak dokular ve dengeli renk paletiyle şekillenen koleksiyon; aynı denim pantolonu gün içinde casual bir görünümden akşam stiline zahmetsizce taşıyabilen kombin seçenekleri sunuyor.

Bu sezon denim yalnızca bir alt giyim tercihi değil farklı dokularla eşleşerek stilin merkezine yerleşen çok yönlü bir anahtar parça olarak öne çıkıyor.
Marks & Spencer koleksiyonunda denim; oversize trikolarla rahat bir hafta sonu görünümüne, yapılandırılmış ceketlerle modern bir şehir stiline, zarif bluzlarla ise feminen bir akşam kombinine kolayca adapte oluyor.
Bu yaklaşım, gardıropta bulunan tek bir denim pantolonun farklı üstlerle tekrar tekrar yorumlanabilmesini mümkün kılarak hem stil çeşitliliği hem de uzun ömürlü kullanım vadediyor.
Koleksiyonda yer alan trikolar, hırkalar, ceketler ve feminen bluzlar denim pantolonlarla bir araya geldiğinde farklı ruh hâllerine hitap eden kombinler yaratıyor.
Yumuşak dokulu kazaklar gündüz konforunu desteklerken V yaka hırkalar ve kısa ceketler denimle birlikte daha şehirli ve rafine bir görünüm sunuyor. Romantik detaylara sahip bluzlar ise klasik jean’leri akşam stiline taşıyarak aynı parçayla bambaşka bir karakter yaratılmasına olanak tanıyor. Minimal kesimler, sıcak toprak tonları ve zamansız desenlerle tasarlanan üst giyim parçaları; denimle birlikte kullanıldığında gardırobun kurtarıcı kombinlerine dönüşüyor.
Fonksiyonel detaylar, konfor odaklı kalıplar ve sezonlar arası geçişe uygun tasarımlar sayesinde koleksiyon, trendlerin ötesinde kalıcı parçalara yatırım yapmayı teşvik ediyor. Denim ve üst giyim birlikteliği, yalnızca bugünün değil geleceğin de gardırobunu şekillendiren zamansız bir stil anlayışını temsil ediyor.
Marks & Spencer, bu sezon da modern siluetleri, rahat dokuları ve çok yönlü kombin alternatiflerini bir araya getirerek gündüzden geceye uzanan dengeli, güçlü ve sürdürülebilir bir stil dünyası sunuyor.
Koleksiyonu Marks & Spencer mağazalarında, M&S Türkiye mobil uygulamasında ve marksandspencer.com.tr’de keşfedebilirsiniz.
Kâr marjlarının hiç olmadığı kadar düşük seviyelere gerilediği yeme-içme sektöründe maliyet yönetimi, restoran işletmeciliğinin temel önceliklerinden biri haline geldi. Restoran otomasyonu ve finans teknolojileri alanında uçtan uca çözümler sunan NarPOS, Türkiye’de 14 bini aşkın işletmenin faydalandığı restoranlarda maliyet yönetiminin püf noktalarını açıkladı.
Gıda fiyatlarındaki artış ve personel maliyetlerindeki yükseliş, restoran işletmeciliğinde hata payını tamamen sildi. İşletmelerin cirolarının önemli bir bölümünü pazar yerleri, yemek kartları ve banka komisyonlarına aktardığı bu tabloda; restoranlar için operasyonel verimlilik artık bir seçenekten ziyade zorunluluk teşkil ediyor.

Geçtiğimiz yıl yeme-içme sektörüne 140 milyon TL doğrudan tasarruf sağlayan NarPOS, restoran işletmeciliğinin sürdürülebilirliğini artıran operasyonel savunma hattını oluşturan 8 temel maliyet yönetimi başlığını paylaştı.
Teknolojinin sektörün yüksek maliyet şartlarına karşı finansal bir kaldıraç olduğunu vurgulayan NarPOS Kurucu Ortağı ve CEO’su İlyas Akça, “Sektörde kâr marjlarının %10’lara kadar gerilediği bu sert iklimde, restoranların sadece sipariş giren ve ödeme alan yazılımlardan ziyade, sürdürülebilirliklerini artıracak teknolojilere ihtiyacı var. NarPOS’un işletmelerin maliyetlerini düşüren ve verimliliğini artıran özelliklerini, esnafın gerçek kârlılığına dönmesini sağlamak için tasarladık” dedi.
Geleneksel sistemlerin talep ettiği binlerce dolarlık başlangıç yatırımından kurtulmak ilk adımı oluşturuyor. Bankalarla kurulan stratejik işbirlikleri, belirli ciro hedeflerini tutturan işletmelere adisyon yazılımını tamamen ücretsiz edinme imkanı sağlıyor. Donanımsızlaşma vizyonuyla tablet, yazarkasa ve POS cihazı karmaşası sona ererken; sipariş, ödeme ve fiş işlemleri tek bir cihazda toplanarak yatırım yükü ortadan kalkıyor.
Günümüzde yeme-içme sektöründe sürdürülebilir kârlılık için ciroların büyük bir kısmını oluşturan aracı komisyonlarına karşı finansal avantajların kullanılması gerekiyor. Ertesi gün %0 komisyonla tahsilat veya %2,99 gibi sabitlenen düşük oranlı işlemler, işletmelerin ek masraflarını kontrol altına alıyor. Tahsilat sürelerinin 45 günden 1 güne inmesi işletmelerin nakit akışını rahatlatırken, restoranları finansman maliyeti baskısından kurtarıyor.
Manuel yürütülen süreçler; personel maliyetlerine ve zaman kaybına yol açıyor. Restoran otomasyonu sayesinde tüm fatura verilerinin Gelir İdaresi Başkanlığı entegrasyonuyla tek tıkla sisteme aktarılması mümkün oluyor. Sipariş, mutfak ve kasa arasındaki kopukluk giderilerek; yanlış siparişler ve adisyon kaçakları operasyonun tamamen dışına itiliyor.
Kârlılığın belirleyicilerinden mutfaktaki kayıpların veriyle yönetilmesi ve giderilmesi restoranlar için kritik önem taşıyor. Restoran otomasyonunun reçete bazlı envanter takibiyle gıda israfı minimum seviyeye iniyor. Veri analitiği sayesinde hangi ürünün kâr, hangisinin zarar ettirdiği saptanarak menü optimizasyonu yapılması ve mutfak maliyetlerinin kontrol altında tutulması kolaylaşıyor.
Bağlantı kesintileri nedeniyle satışın durması, işletmeler için telafisi zor bir ciro kaybı yaratıyor. Türkiye’nin ilk hibrit mimarili restoran otomasyon sistemi NarPOS, internet bağlantısı kopsa dahi sistemin lokalde çalışmaya devam etmesini sağlıyor. Bu sayede bağlantı olmadığında da sipariş ve ödeme süreçlerinin aksaması engellenerek gelir kaybı yaşanmasının önüne geçiliyor.
Dış sipariş platformlarından gelen verileri manuel olarak sisteme girmek işgücü israfına yol açıyor. Restoran otomasyonunun pazar yerleriyle tam entegrasyonu, tüm siparişlerin insan müdahalesine gerek duyulmaksızın doğrudan kasaya ve mutfağa düşmesini sağlıyor. Bu otomasyon kabiliyeti hem hata payını önemli ölçüde azaltıyor hem de personelin odağını hizmet kalitesinde tutmasını kolaylaştırıyor.
Çok şubeli operasyonlarda her noktayı ayrı ayrı takip etmenin yarattığı yönetimsel maliyet, restoran otomasyonuyla yerini tek bir panelden yönetim kolaylığına bırakıyor. Tüm stok, reçete ve performans verileri merkezi olarak takip edilerek yönetim yükü hafifliyor. Raporlama süreçlerinin otomatikleşmesi ise hatalı kararların ve denetim eksikliğinden kaynaklanan finansal kayıpların önüne geçiyor.
Fiyatların hızla değiştiği bir ekonomide kağıt menü basım masrafları sürdürülebilirliğini yitirdi. QR menü kullanımıyla fiyat güncellemeleri anlık olarak dijitalden yansıtılarak hem operasyonel çeviklik sağlanıyor hem de her güncellemede oluşan menü basım maliyetleri ortadan kalkıyor.
Turizmde deneyim odaklı yaklaşımlar güçlenirken, binicilik tesisleri konaklama sektörünün öne çıkan yeni değerlerinden biri haline geliyor. Equine Design Studio, doğru planlama ve tasarımla binicilik alanlarının hem yatırımcı hem de ziyaretçi için güçlü bir çekim noktası sunduğuna dikkat çekiyor.
Mimar Kaan Alkan liderliğinde, atlı spor kulüpleri ve hara tasarımları konularında uzmanlaşan Equine Design Studio, turizm sektöründe giderek daha fazla önem kazanan binicilik tesislerini, konaklama deneyimini zenginleştiren ve destinasyonlara özgün bir kimlik kazandıran alanlar olarak ele alıyor. Deneyim odaklı turizm anlayışının güçlenmesiyle birlikte binicilik, yalnızca bir aktivite değil; doğa, kültür ve mimariyle bütünleşen nitelikli bir deneyim unsuru olarak öne çıkıyor.

Türkiye’nin binicilik turizmi açısından son derece yüksek bir potansiyele sahip olduğunu vurgulayan Equine Design Studio, mevcut tesislerin sayısı ve niteliklerinin bu potansiyeli karşılamakta yetersiz kaldığına dikkat çekiyor. Kapadokya gibi dünyada eşi benzeri olmayan destinasyonlarda dahi binicilik faaliyetlerinin, doğru planlanmış rotalar ve entegre tesis çözümleriyle desteklenememesi bu alanın gelişimini sınırlandırıyor. Ancak doğru planlama yapılan örneklerde, binicilik tesisleri hem yatırımcıya değer katıyor hem de destinasyon için güçlü bir çekim noktası oluşturuyor.
Binicilik alanlarının otel ve resort projeleri içinde konumlanması, konaklama süresini uzatan ve misafirlere daha kapsamlı bir deneyim sunan önemli bir unsur olarak değerlendiriliyor. Özellikle yabancı turistler için binicilik, doğayla temas eden, bölgenin kültürel ve tarihi katmanlarını keşfetmeye olanak tanıyan özel bir deneyim sunuyor. Ailelerin birlikte katılabileceği bir spor ve rekreasyon alternatifi olması da bu tesislerin tercih edilebilirliğini artırıyor.
Equine Design Studio’ya göre yalnızca sportif amaçla tasarlanan şehir içi manejler ile turizm merkezleri içinde konumlanan binicilik tesisleri arasında belirgin farklar bulunuyor. Turizm yapılarıyla entegre edilen manej ve hara alanları, binişi kapalı bir alan etkinliğinin ötesine taşıyarak doğa ve çevreyle bütünleşen uzun rotalar ve keşif deneyimleri sunuyor. Bu yaklaşım, atlı gezileri sadece bir spor değil, bölgenin doğal ve kültürel mirasını deneyimleme biçimi haline getiriyor.
Her projede özgün bir tasarım dili benimseyen Equine Design Studio, belirli bir şablon yerine bulunduğu coğrafyanın doğal, kültürel ve mimari verilerini merkeze alıyor. Yerel malzemelerin kullanımı, arazi yapısına duyarlı yerleşim kararları ve çevreyle uyumlu çözümler, binicilik tesislerinin hem otel konseptiyle hem de çevresiyle bütünleşmesini sağlıyor.
Tasarım sürecinde öncelik her zaman atların sağlığı ve refahı olarak tanımlanıyor. Güvenli biniş alanları, doğru sirkülasyon kurgusu, sürdürülebilir malzeme kullanımı ve işletme kolaylığı, Equine Design Studio’nun projelerinde belirleyici kriterler arasında yer alıyor. Stüdyo, binicilik tesislerinde “lüks” kavramından ziyade, uzun ömürlü, doğal ve çevreyle uyumlu çözümlerle konfor ve sürdürülebilirliği odağa alıyor.
Equine Design Studio, doğru planlama ve mimari yaklaşımla ele alınan binicilik tesislerinin, turizm sektöründe destinasyonları farklılaştıran ve ziyaretçilere kalıcı bir deneyim sunan güçlü mekanlar olarak gelecekte çok daha önemli bir rol üstleneceğini vurguluyor.
Equine Design Studio, İstanbul merkezli, yaşamaya, çalışmaya, hayal kurmaya ve biniciliğe yönelik özgün mekanlar tasarlamaya adanmış genç mimarlardan oluşan bir mimarlık ofisidir. Yaklaşımı, hem insanların hem de atların duygularını, ihtiyaçlarını ve beklentilerini anlamaya odaklanır.